Burası Türkiye …
Yeni sayılabilir kanallarımızdan Kanal 1 (gerçi el bile değiştirdi), saat sabaha karşı 3, zaplarken “İstanbul 1979″ yazısı gözüme çarptı. 1979 ‘da İstanbul’da doğmuştum sonuçta, normal olabilir. Kadir Ağabey pala bıyıklarıyla bir pavyonda. Hiçte böyle filmlere bakmam. Dedim: “nasılmış doğduğum zamanlar İstanbul, sokaklara bakayım, arabalar ne modelmiş…”
Ceketlerden, paltolardan kış olduğu belliydi, gerçi doğduğum sene çok sıcakmış kış. Kadir İnanır’ı sokak ortasında dövüp, donuyla eski parke taşların üstünde bıraktıklarında, hiç titremeden öylece yatmasından da anlaşılıyordu bu.
Muhtemelen ünlü bir kadındır zamanında, belki hala, ama ben çıkaramadım. Pavyonda hayat kadını, Kadir Ağabeyle kadının evine geçtiler. Kadın ışığa davrandı: “Off ! yine elektrikler kesik.” , Kadir İnanır cevap verdi: “Burası Türkiye, yaşadığımıza şükret ! “.
Koptum! (Gülmek anlamında değil) Aradan 29 sene geçmiş, “Yirmidokuz” ! Hangimiz bu cümle kalıbını kullanmıyoruz yada hiç kullanmadık? Çok eskiye gitmeyin, geçen haftaya, geçen aya, taş çatlasa geçen yıla bakın.
Arabalar; Murat 124′ün eski modeli (ismini hatırlayamıyorum), 5-10 sene evvel Beşiktaş-Taksim dolmuşu olarak kullanılan çok eski amerikan arabaları ve askeri araçlar (Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir derler: bknz: 1980 ihtilali). Marlboro karaborsada kaçak, Taksiler sarı değil, her evde “yukarıdaki elektrik kesintilerinden” muzdarip vatandaşın gaz lambası, en ünlü giyim markası Bişii(göremedim) Triko… Bakın bunlar değişmiş hakkını yemeyelim.
Kadir Ağabey iyi bir insan evladıydı; dürüst ama fakir, namuslu, hak yemeyen, yasalara uygun yaşayan örnek bir Türk vatandaşı. Sonra hayat adil davranmayınca, “adalet ben olacağım” dedi. Kötü yola düştü. Birilerinin adamı olup başka birilerini vurmaya başladı. Para gani gani akmaya başladı, Bişi Trikodan poşet poşet giyisi alıp eve getirdi. Babası: “haram lokma yemedim, yemem” diyip ağzının ortasına bir tane patlattı. Kardeşine borcu vardı 50 lira (YTL değil TL), onu verirken oda parayı yüzüne çarpmaz mı. Kadir Ağabey çıktı, gitti… Kapattım ben orada kurabiyem bitti
Buradan ne anlıyoruz (Çıkarımımız ne oldu), fazla kurabiye yememek lazım!
Her ne kadar ben, çok acıtan şeylere komik kılıflar bulmaya çalışsamda, gerçekler hiçbir kılıfa sığmaz. Neden 29 sene sonra herşey aynı? Neden elektrikler hala kesiliyor ve neden hala aynı cümleleri sarf ediyoruz? Neden hala namuslu, dürüst ve fakiriz? Neden hak yemeyenin hakkı yeniliyor ve neden yasalara uysak da birşey değişmiyor? (uymayanla aynı kefedeyiz)
Bunlardan bir çoğu Türkiye ile ilgili değil aslında, insanoğlu ile ilgili. İnsanoğlu doyumsuzdur, nefsine yenik düşer. Hep fazlasını ister ve buna ulaşmak için yoluna çıkan herkesi ve herşeyi ezer. Bu duygulardan uzak, nefsi körelmiş, dürüst ve namuslu insan korumasız, soyu tükenmekte olan yaratıklar gibidir. “Gibi” fazla kaçtı pardon.
Bu vesileyle bana uzun bir aradan sonra (ilk kez) bu tarz bir sosyal sorumluluk yazısı yazma arzusu doldu, taştı. Taşanı yazdım, dolanı paylaşamıyorum çünkü ayıp olur
Sosyal sorumluluğumuz, nesli tükenmekte olan dürüst ama fakir, namuslu ama garip, adil ve kanunlara uyan vatandaşlarımızı gördüğümüz yerde yetkililere haber vermektir. Bu vatandaşlarımız ulusal koruma parklarında, doğal ortamlarında, zarar ziyan ve hebadan uzak yaşamaya bırakılacak, üreyerek çoğalmaları sağlanacaktır
Sevgili okur (hep bunu yapmak istemişimdir), evet Türkiye’de yaşamanın getirdiği avantaj veya dezavantajlara sahip olabilirsin, ancak dünya hali, ortalama bu şekilde. İstersen Yeni Zellanda’da ol, istersen Nikaragua’da, istersen Amerika’da; elektriğin kesilmeyebilir, daha uzun yaşayabilirsin, daha ucuza ürün satın alabilirsin, daha kolay ulaşım sağlayabilirsin, daha iyi eğitim alabilirsin ama daha adil bir yer bulamazsın. Çünkü adalet senin içinde. Kadir Ağabey gibi “adalet ben olacağım” deme, ama adil ol. Sen adil olursan, o adil olursa, senin yanındaki adil olursa, onların yanındakiler adil olursa zaten adil bir yer aramana gerek kalmaz !
Dürüstlük, namus, adalet, hak ve kazanç hakedenin olsun.





Mustafa Sapcili demişki
02 Ağustos, 2008 @ 23:10
Ne kadar dolmussun abi
Gerci yasadigin bazi olaylari dusununce bu zamana kadar patlamamana sasirmak lazim…
Herseyin gonlunce olmasi dilegiyle…